1 Şubat 2013 Cuma


ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI I                                                                                                                        8. ÜNİTE
ÇAĞDAŞ TATAR EDEBİYATI (XIX-XX. YÜZYIL)
Modernleşme Eşiğinde Tatar Bilim ve Kültür Hayatındaki Değişimler: Îdil-Ural bölgesi, Rus yönetimi altına giren ilk Türk yurtlarındandır. Bu bölgede Rus istilasından (1552) sonra geleneksel yaşam biçimi değişmeye başlamıştır.
Çuvaşlar, Tatarlar ve Başkurtlar arasındaki değişikliklerin kültürel alanda en önemlisi zorla Hristiyanlaştırma ve Ruslaştırmaya bağlı olarak kültür eserlerinin büyük ölçüde yok edilmesidir.
I. Petro zamanında Kazanda kurulan "Tersane"de çalıştırılan Tatar köleler ve Îdil-Ural bölgesinden temin edilen işçiler için "Türkî til" bilen tercümanlara ihtiyaç duyuldu. Ter­cümanlık babadan oğula intikal de edebiliyordu. Tercümanlar içinde en tanınmış aile Halfinler oldu. 1758'de Kazanda "Birinci Rus Gimnaziyası" açıldı. Bu okulda  "Türk-Tatar Dili" de okutuluyordu. Tersane "tilmaç"ı Said Halfin, daha sonra oğlu Îshak ve torunu İbrahim de bu okulda öğretmenlik yaptılar. Dolayısıyla Halfinlerin (Said, Îshak, Îbrahim) Rusça-Tatarca yazdıkları dilbilgi­si kitapları, Rusça-Tatarca, Tatarca-Rusça sözlükler, kitaplar, Avrupa dil bi­lim metotlarının Îdil-Ural'daki ilk uygulamalarıdır.
Said Halfin [Halfeoğlu]: Kazan'da tercümanlık, mütercimlik ve Tatar dili öğretmenliği yap­tı. Rusya'da Tatar Türkçesiyle basılan ilk alfabe kitabı "Tatar Tili Elfbasi'nın da yazarı­dır."Tatar Tilin Öynenüvçi Yaşlerge Tatar Tili Sözligi Hem Kıskaça Grammatika" adlı eseri ise basılmamıştır. Bunun oğlu îshak Halfin, eği­timci ve mütercim olup bazı Rus kanun ve yönetmeliklerini çevirmiştir. Torunu İbrahim Halfin ise, "Kazan I. Er Balalar Gimnaziyası"nda ve aynı zamanda Kazan Üniversitesi'nde Tatar dili ve Arapça okutmuştur. Halfinlerin dil hakkındaki yazdıkları eserler yanında metin neşirleri ve çevirileri de Tatar kültür ve bilim hayatının değişmesinde belirli bir rol oynamıştır.
Eserleri:
1- Kazan gimnaziyasınde okıtılaturgan Tatar tili elifbası hem grammatikası (Arapça kaideleriyle)  
2- Ahval-i Çıngız Han ve Aksak Timir: Dilinde ye­rel özellikler görülen anonim bir tarih kitabı.
3- Ebül-gazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türkî adlı eserini neşre hazırladı.
4- Elifba ile Kikçine Nahiv-Sarf: Bu eser Rus mekteplerinde ders kitabı ola­rak okutuldu.
5- Tatar Tili Konspektı (Tatar Dili Özeti) basılmadı; elyazma olarak kaldı.
Mirza Cafer Topçubaşı ve Mirza Kâzım Bey’ler, Batılı bilim anlayışının Rusya Müslümanları ara­sında yerleşmesinde, Rus muhitinin Müslümanları aşağılayan ve cahil bulan bakış açısının değişmesinde önemli rol oynamıştır.
M. Cafer Topçubaşı: Batılı bilim metotlarını esas alarak tarih, Doğu kültürü ve edebiyatı hakkında çeşitli eserler veren, bazı Rus Şarki­yatçılarının hocasıdır. Kazan ve Petersburg üniversitesinde okuttuğu dersler dışında Rusya'da nümizmatik bilim dalının kurucusu olarak da dikkati çeker.
Mirza Kâzım Bey: "Umumî Türk-Tatar Dili Grameri"nden (Bu eser Theodor Zenker tarafından Almanca'ya da çevrilmiştir.) ve Türk dili hakkındaki görüşünden söz et­mek gerekir. Osmanlı, Azerî ve Çağatay yazı dillerini Tatar Türkçesiyle karşılaştırmalı bir şekilde incelendiği, Batı dil bilim anlayışına uygun tarzda yazılan bu eserde, Kâzım Bey, Rusya Türklerinin tümü için "1834'te şivelerden arınmış bir Türk dili fikrini savunmuştu"  
Kazan'da kitap basımının XIX. yüzyılın ilk yıllarında başlaması yazar ve yayımcıları, Îdil-Ural bölgesinin dışına da ki­tap satmanın yollarını arayıp bulmaya yöneltmiştir. Bütün Rusya Müslümanlarına (Türk­lerine) kitap satmanın bir yolu da onların hepsinin anlayabileceği "ortalama bir dille" eser neşretmekti. Kazanlı naşirler bunun için Osmanlıca, Çağatayca ve Tatarcadan oldukça ya­rarlandılar. Onların bu dil anlayışıyla Gaspıralı'nınki aynı değildir.
Muhammed Gali Mahmudov: Dil konusunda önemli araştırmaları olan bilim adamlarındandır. Hristiyanlaştırılmış bir Tatar ailesinin çocuğudur. Kazan Üniversitesi'nde hat ve Tatarca öğretti. Rusça öğrenmenin onlara sağlayacağı yararları anlatarak Tatarları, Rusça öğrenmeleri için ikna etmeye çalış­tı. "Pratik Tatar Dili Kılavuzu"  adlı ders kitabını yazdı. Marzubanname'yi Türkçeden Tatarcaya çevirip "Kitab-ı Destur-i Şahî ve fi Hikayet-i Padişahı" adıyla yayım­ladı. Rusça-Tatarca Sözlük hazırladı.  Rusçadan çevirdiği topluma yararlı bilgileri içeren çeşitli eserleri de vardır.
Hüseyin Feyizfcanov: Tatarlar arasında dil, tarih ve etnografya alanında Batılı bilim metotlarıyla araştırma­lar yapan bilim adamlarının öncülerindendir. bi­limsel araştırmaların Tatarlar arasında yerleşmesinde önemli rol oynadı. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın arşivindeki Kırım hanlarının yarlıklarını tasnif ederek hazırladığı "Kırım Yurtına ve Ol Taraflara Dair Yarlık ve Hatlar” adlı eseri basıl­dı. Daha sonra Petersburg ve Kazandaki Arapça, Farsça ve Türkçe elyazmalarının ilmî katalogunu hazırladı. Kasım şeh­rinde Arapça ve Tatarca 40 kadar eski mezar taşı kitabesinin önemini fark ederek bunların 29'unu kopya etti. Tetiş şehri yakınlığında bulduğu üç mezar taşı kitabesi hakkında yazdığı "Üç Bulgar Kabir Taşındagı Yazuv" adı Rusça makalesiyle Bulgar dilinin Tatar diliyle ak­raba olduğunu ortaya koydu. O diğer araştırmalarında da Tatarların Îdil-Kama boyu Bulgarlarıyla aynı soydan geldiğini, bu bölgede Türklerle Finlilerin karışmasıyla Tatar soyu­nun ortaya çıktığını ileri sürdü. Onun bu görüşleri, zamanla Rus bilim çevrelerine hâkim olan yanlış kanaatlerin temelden değişmesini sağladı. "Tatar Tilinin Kıskaça Ukuv Grammatikası" adlı eseri basıldı. Türk dillerinin sözlüğünü ve hrestomatiyasını hazırladı. (Hrestomatiya: Öğretimde kullanmak amacıyla hazırlanan, çeşitli metinlerden oluşan bir nevi antoloji, okuma kitabı.) Yazı dilinin Arapça, Fars­ça kelimelerden uzaklaşıp konuşma diline yakınlaşması gerektiği kanaatindeydi. Hüseyin Feyizhanov, bir yandan da araştırmaları için gerekli gördüğü Îstanbul kütüphanelerindeki önem­li tarih kitaplarını, hattatlara istinsah ettirmiştir. Mercanî ile birlikte "Islah-ı Medaris" adlı medrese re­formunu tasarlayan bir proje hazırladıkları bilinmektedir.
Tatarlar arasında XIX. yüzyılda dil, tarih, etnog­rafya, folklor vd. alanında görülen ilerlemeler (kısmen Ş. Mercanî hariç), doğ­rudan doğruya Kazan'daki Rus okulları ve üniversitenin etkisiyle açıklanabilir. Modern edebiyatla ilgili gelişmeler ise başlangıçta Î. Gaspıralı'nın çalışmalarıyla Türkiye'nin ve Avrupa kültür hayatının etkisiyle açıklanabilir. Rus edebiyatının etkisi daha sonra kendisini göstermiştir.
Diğer yandan XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren Rus yönetiminin kendi çıkarları için Müslüman Türklere karşı tavır değiştirdiği görülür. II. Katerina döneminde Müslüman­lara yönelik siyasette bir yumuşama olur. "Dinî Hoşgörü Kararnamesi" çıkartılır, Tatarla­ra Rusya içleriyle ticaret yapma imkânı sağlanır, onların yeniden cami ve medrese açma­larına verilir. Başlangıçta skolastik çerçevede de olsa dinî bilgiler yenilenir.  Îdil-Ural medreselerinde Türkiye ve Türkistan etkisiyle ortaya çıkan bu değişim, aslın­da bir "öze dönme" hareketi olarak düşünülebilir. Bu hareket başlangıçta dinî ilimler, ta­rih ve coğrafya gibi alanlarla sınırlı idi. Medrese ıslahatlarından "Usul-i Cedid" hareke­tine geçilecektir. Bu hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan, Kursevî ile kendini gösteren tenkit fikridir. Nitekim bu eleştirel bakış, daha sonra Şıhabüddin Mercanî ile önemli bir gelişme kaydederek  "Usul-i Cedid"i doğurmuştur. Bu hareket, Îsmail Gaspıralı'nın 1880'li yılların başlarındaki çok yönlü faaliyetlerinden sonra, genişleyerek yeni bir maarif hareketi olarak yüzünü Batı Avrupa medeniyetine dönmeğe başlar.
Abdunnasır Kursevî: Tatarlar arasında din anlayışını yenileyen ilk şahsiyetlerden biridir. Tenkit fikrini yeniden gündeme getirmiştir. Kitabü'l-İrşad li'l-İbad adlı Arapça eserinde, Îslam dünyasında "âlimlere" ve ya­zılan her kitaba körü körüne itaat edilip değer verdiğinden, bilginin ağızdan ağıza hikâye edilmesinden şikâyet ederek, fikirlerin, kitapların akılcı bir gözle değerlendirilmesi gerek­tiğini ileri sürer. Tasavvufun yanlış anlaşıldığını, yeni içtihatların yapılabileceğini belirtir. Bunun üzerine ölüme mahkûm edildi ise de tövbe ederek ölümden kurtuldu. Ayrıca Heftyek Tefsiri adında Kuran'ın bazı surelerini Tatar Türkçesine çevirdi. Bu eser Îdil-Ural bölgesinde yayımlanan ilk Kuran meallerinden biri olması bakı­mından önemlidir; çünkü  medreselerde Arapça gramer bile Farsça anlatılıyor­du.
Şihabeddin Mercanî:  Kazan'da açılan Rus-Tatar Öğretmen Okulu'nda dil, din ve Îslam tarihi gibi dersleri okuttu. Ayrıca şehirdeki Rus Gimnazyumu ve Kazan Üniversitesi hocalarıyla başta Radloff, Mirza Kâzım Bey, J. Gottwalt olmak üzere yakın ilişkiler kurdu. Bu onun Batı bilim anlayışı ve araştırma metotları hakkında bilgi edin­mesini ve kendini daha da geliştirmesini sağladı. Îstanbul'da Şeyhülislam Ahmet Esad Efendi ve Ahmet Cevdet Paşa ile de görüştü.
Galaletü'z-Zamân fi Tarih-i Bulgar ve Kazan adlı eseri Radloff tarafından Rusçaya çev­rildi.  Otuza yakın dinî, tarihî eserini Arapça yazdı. Sade­ce Müstefadü'l-Ahbar fi Ahval-i Kazan ve Bulgar adlı eserini büyük ölçüde Çağatay Türkçesinin etkisinde bir Tatarca ile yazdı. Eski Arap kaynaklarına Îbn Faldan gibi Îdil-Ural bölgesinde bulunmuş seyyahların eserlerine dayanarak Bulgar­larla Türklerin, Tatarların ilişkileri olduğunu ispatladı. Bu konuda Avrupa ve Rus âlimlerinin bazı yanlış kanaatleri değiştirdi.
Kursevî'nin açtığı yoldan giderek dinî ve ilmî araştırmalarda tenkit fikrini iyice yerleş­tirdi. Îslam dinini akılcı bir görüşle ele aldı, yeni içtihatların yapılabileceğini ileri sürdü ve yeni içtihatlarda bulundu. "Usul-i Cedid" eğitim-öğretim hareketinin önünü açtı ve en büyük des­tekçilerinden biri oldu.
Kayyum Nasiri: Îdil-Ural bölgesinde modern kültür ve bilim hayatının gelişme­sinde, modern edebiyata zemin hazırlayan çalışmalarda şüphesiz ki en büyük pay, çok yönlü bir şahsiyet olan Kayyum Nasiri'ye aittir.
1850'den itibaren misyonerlerin yönettiği ilk ve orta papaz mekteplerinde "Tatar dili öğretmeni" olarak çalışmaya başladı. Sonra aynı işi Kazan Îlahiyat Okulu'nda sürdürdü. Ayrıca Kazan Üniversitesi'ne dinleyici olarak devam etti. Başta Radloff, Katanov, J. Gottwalt, Lebedev vs. olmakla Rus ve Alman şarkiyatçılarla, bilim adamlarıyla ilişkiler ge­liştirdi. Kazan Üniversitesinin "Arkeoloji, Tarih ve Etnografya Dergisi"nde Kazan Tatarlarının Îslamdan önceki dinî inançları ve merasimleri gibi konularda makaleler yazdı. Kazan Üniversitesi "Arkeoloji, Tarih ve Etnografya Cemiyeti"ne üye kabul edilen ilk Müs­lüman oldu. Tatarca-Rusça, Rusça-Tatarca dilbilgisi kitapları ve sözlükler yazmıştır. Basılan ilk eseri "Kratkaya Tatarkskaya Grammatika"dır.
Kayyum Nasiri, Ahmet Vefik Paşa'nın Lehçe-i Osmanîsini örnek alarak Lehçe-i Tatarî adlı sözlüğünü hazırladı. Enmüzec adlı eseri Tatarca cümle kuruluşunu ve kelime kök­lerini ele alır. Fevakifü'-l-Cülesa fi'l-Edebiyat adlı eserini yazar. Nasiri önce, bunun kısa varyantı olan Kırık Bakça'yı sonra tamamını bastırmıştır.  Îdil-Ural Tatarları arasında sözlü edebiyat metinlerini derleyen, folklorcu ve etnograf olarak da karşımıza çıkar. Yayımladığı "Kalendar"lar(masa takvimleri) bir çeşit yıllıktır. "Tan Yoldızı" adlı bir gazete çıkarmak istemiş fakat izin alamamıştır.
Kayyum Nasiri'nin Osmanlı Türkçesinden Kazan Tatarcasına uyarladığı, aktardığı bir­çok eser de vardır. Bunlar arasında Şeyhzade Ahmet Mısri'nin adaleti, doğruluk, yiğitlik gibi erdemleri öne çıkardığı Kırk Vezir adlı hikâye kitabını; Giritli Ali Aziz Efendi'nin Muhayyelatname adlı eserinden aldığı Efsane-i Gülruh ve Kâmuranı, Ebu Ali İbn Sina Hikâyesi'ni, Muhtasar Tevarih-i Enbiyayı sayabiliriz. Ayrıca Farsça'dan Kabusname adlı eseri de tercüme etmiştir. Istılahat-ı Coğraf­ya, Hesaplık, İlm-i Hendese, Havass-ı Nebatat, Usul-i Coğrafya­yı Kebir gibi çeşitli bilim dallarındaki eserlerini de söylemek gerekir.
Rusça eserleri arasında da şunlar dikkati çeker: "Kazan Tatarlarının Halk Edebiyatın­dan Örnekler"; "Sünnî Müslümanlığın Etkisinde Olmayan Kazan Tatarlarının Halk İnanışları ve Merasimleri", "Kazan Tatarlarının Masalları ve Bunların Diğer Milletlerin Masallarıyla Karşılaştı­rılması", "Eski Kazandan Tatar Masalları", "Tarihî Tatar Şarkıları".
Nasiri, eserlerini yerel dille yazmaya çalışmıştır. Bu sebeple Kayyum Nasiri, özellikle Sovyet döneminde modern Tatar yazı dilinin kurucusu olarak öne sürülmüştür. Buna rağmen, Tatarcanın gelişebilmesi için Arapça ve Farsçadan yararlanılması gerektiğini bildirmişti. Kendisinin eserlerinde Osmanlı Türkçesi ve Çağataycanın etkisinden tamamıyla kurtulamadığı görülmektedir. Bu duruma rağmen Kayyum Nasiri Tatarcanın düzenli, kurallı bir dil olduğunu söyler, fiil çekimimin zenginliğiyle de diğer dillerden üstün olduğunu iddia eder.
Modern Tatar Edebiyatının Ortaya Çıkışı - İsmail Gaspıralı'nın Rolü ve Etkisi
Îdil-Ural bölgesinde modern bilim ve edebiyatı geliştiren Kayyum Nasirî'nin hizmetleri büyüktür. Ancak, Îdil-Ural ve Kırım bölgelerinde modernleşme Îsmail Gaspıralı'nın faaliyetleriyle başlamıştır.  Îsmail Bey'in yolundan giderek Tatarların ilk "romanı" Hüsameddin [Hisametdin] Molla'yı  yazan Musa Akyiğit, bunun en güzel örneklerindendir. Sadrî Maksudî, Rızaettin Fahrettin ve Fatih Kerimî'yi de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Tercüman gazetesinde M. İskenderov imzasıyla Meyve-i Zaman adıyla küçük hikâyeler yayımlanır. Bunlar Rusya Türkleri arasında görülen ilk modern hikâye örneklerindendir. Zaman küçük bir "Mukaddime"den sonra 14 tefrika hâlinde yayımlanan birbiriyle bağlantılı veya ortak kahramanlara sahip Beylik ve Törelik, Acaip Bir Derviş, Yeni Müritlik, Orenburg, Kırgız Kızı Mengli Gül, Danyal Bey, Midal Yaki İvan İvanoviç adlarını taşıyan 8 adet küçük hikâyeden oluşur. "M. İskenderov" imzasının da İsmail Gaspıralı'ya ait olduğunu düşünülmektedir..
Modern Tatar Hikâye ve Romanı
Musa Akyiğit: Hüsamedddin Mollada "kadim tarz­da eğitim görmüş" tutucu, cahil mollanın karşısına "Usul-i Cedid" üzere Îstanbul'da yetiş­miş genç ve açık fikirli bir mollayı çıkardığı, "kadimci hazret"i küçük düşürdüğü için Ta­tar muhitinde tepkiye sebep oldu. Türkiye'ye okumaya geldi.
Türkiye'de Avrupa Medeniyetinin Esa­sına Bir Nazar adlı eserini yayımlayarak Avrupa medeniyetinin, Müslü­manların ilmî araştırmalarından yapılan tercümeler sayesinde geliştiğini, yükseldiği ve başarılarını da Müslümanlara borçlu olduğu fikrini savunur. İktisat yahud İlm-i Servet adlı eserinde Türkiye için himayecilik sistemini kabul etmenin meziyetleri ve zaruretlerini gösterdi. Bu fikirleri daha etraflı savunabilmek için  Metin adlı gazeteyi çıkarma­ya başladı.
M. Akyiğit'in Hüsameddin Molla romanı, sadece Tercüman'ın diline yakınlığı ile değil aynı zamanda Gaspıralı'nın "yeni Îslam-Türk toplumu" hakkındaki görüşlerini yansıtmasıyla, realist bir görüşle ele aldığı sosyal (kadın hakları dâhil), dinî, ahlâkî, iktisadî problemlerle, eğitim meselesi hakkında ileri sürülen fikirlerle de dikkati çeker. Aslında bu roman eski-yeni zihniyet, bir başka deyiş­le Doğu-Batı çatışması üzerine kurulmuştur. Hüsameddin Molla'yla Abbas adlı bir tücca­rın kızı olan Hanife arasında gelişen romantik aşk macerası, eseri daha ilginç bir hâle geti­rir. Îstanbul'da medreseden mezun, dünyada olup biteni kavramış yenilik fikirleriyle, mil­let sevgisiyle dolu genç bir molla olan Hüsameddin, tahsilini tamamlayıp köyüne dönün­ce, ister istemez eski tarz medrese mezunu, köyün en zengin adamı [G]ali Bay'ın kız kar­deşiyle evli, geri fikirli, mutaassıp Bikpolat Hazret'le karşı karşıya gelir. Yazar bu iki kah­ramanın arasındaki çatışmayı anlatırken, dönemin birçok problemleri hakkında düşün­celerini söyleme imkânı bulur.
Romanda yetim Muhtarın, dilenciliği bırakıp çalışarak zengin olması, Hüsameddin Molla'nın zengine-fakire aynı gözle bakması, muhitindeki çocukları evinde okutması, ar­kadaşlarıyla birlikte halktan para toplayıp Kırım'dan satın aldıkları kitapları köylerde hal­ka dağıtmaları, Tiflis'te zengin Muhtarın çaresiz kalmış, fakirleşmiş Hüsameddin'e sahip çıkıp ona bir medrese açması... bütün bunlar, yeni din ve insan anlayışını yansıttığı gibi o dönemde Tatar hayatında görülen değişme ve gelişmeleri de yansıtıyordu.
Roman her hâliyle acemi bir yazarın elinden çıkmasına, anlatım dilinde bir hayli pürüzler bulunmasına rağmen, kendi sahasında çığır açmış, modern edebiyatın ilk eserlerinden biridir.
Muhammed Zahir Bigi: Çağdaş Tatar edebiyatının ikinci romanı Ulûf yaki Güzel Kız Hatice'nin yazarıdır. Tanınmış din âlimi Musa Carullah Bigi'nin karde­şi olduğu için Sovyet dönemi kaynaklarında hakkında çok kısa bilgi verilmiş, roman­ları değerlendirilirken de çoğu kere objektif yorumlar yapılmamış, bazen tahriflere bile yol verilmiştir.
Kazan'da yakından tanıdığı ve gözlemlerde bu­lunduğu medrese öğrencilerinin hayatından alınmış Günah-ı Kebair romanını Günah-ı Kebair'in devamı olan Mürted ve Katile ro­manlarını ve  Seyahatnamesini yazmıştır.
Ulûf yaki Güzel Kız Hatice romanı da Musa Akyiğit'in eseri gibi Türkiye Türkçesine ya­kın bir dille yazılmıştır ama, bu eserde dil, daha düzgün ve akıcıdır. Ayrıca eserin dilinde Rusça kelimeler de vardır.
Ulûf Yaki Güzel Kız Hatice, konusu itibarıyla realist bakış açısıyla yazılmış bir cinayet romanıdır. Romanda Tatar zenginlerinin yaşayış tarzı, tavırları, günlük meşguliyetleri, çevreyle ilişkileri, Rus yönetimi, mahkeme ve adliyede işlerini nasıl yürüdüğü realist bir gözle an­latılmıştır. Cinayet hikâyesi de ustaca işlenmiştir, Yazar okuyucunun merak ve heyecanını romanın sonlarına kadar sürüklemeyi başarır.
Günah-ı Kebair'de Kazan medreselerindeki talebelerin içinde bulunduğu ahlakî zaaf, içki ve eğlenceye düşkünlükleri, Kazan'ın Müslüman zenginlerinin "traktir" denilen salaş meyhaneler ve fuhuş hayatıyla ilişkileri (yani büyük günahlar!) yine realist gözlemlere da­yanılarak anlatılır. Kötü işlere bulaşanlar sadece erkekler değildir; bazı genç-yaşlı Tatar ka­dınları da fuhuş batağına sürüklenmektedirler. Yazarın amacı, medrese yöneticilerinin ve Kazan Müslümanlarının dikkatini bu kötü gidişe çekmektir.
Maveraünnehirde Seyahat’te yazar, Batı Türkistan'ın siyasî, sosyal ve kültürel ha­yatı, tarihî durumu hakkında bilgiler verir, eleştirilerde bulunur. Bu seyahatname'yi Türkiye Türkçesiyle yayımlayan  Ahmet Kanlıdere’dir. M. Zahir Bigi, realist roman anlayışının ve dilinin gelişmesinde önemli bir rol oynamış, ilk dedektif romanını da yazmıştır.
Rızaeddin Fahreddin:  Rızaeddin Fahreddin, "Rıza Kadı" olarak da bi­linir. Tarih, edebiyat, pedagoji konularında eserler verdi. "Gafil bin Abdullah" takma adı ile yayımladığı büyük bir hikâye olan Selime Yaki İffet, Esma Yaki Emel ve Ceza adlı ro­manı dışındaki eserleri tarih, biyografi, din, eğitim gibi konular hakkındadır. Halk edebiyatı ve folklorla ilgili yazılarını "Murad" takma adıyla yayımla­dı. O dönemde Rusya Türklerinin en önemli fikrî, edebî, pedagojik süre­li yayınlarından olan Şura dergisini çıkarttı ve yönetti. Asar adıyla (15 kitap) içlerinde E. Kargalı, H. Salihov, Ş. Zeki gibi Rusya Müslümanları arasında meşhur şahıs­ların biyografilerini, Tatar edebiyatının ilk seyahatnamelerinden olan "İsmail Seyahati"ni yayımladı. Ayrıca Meşhur Hatunlar, Til Yarışı, Ahmet Midhat gibi eserleri de vardır.
Rıza Kadı, aslen Başkurt olmasına rağmen ulusal kimlik anlayışı ve tarih görüşü iti­barıyla Îsmail Gaspıralı'yı takip eder. Bazı Tatar edebiyat tarihçilerinin de belirttiği gibi "Müslüman Türkçülük" cereyanının önde gelen temsilcilerindendir. Türk boylarının edebî dillerinin Türkiye Türkçesiyle (Osmanlıca değil!) bütünleşmesi için çalışır, kendi­si de açık ve sade bir Türk dili kullanır. Halk arasında ve bilim dilinde yerleşmiş Arapça, Farsça kelimelerle yetinir; aşırıya kaçmaz. O dönemde Îdil-Ural bölgesinin edebî dili (Ta­tarların ve Başkurtların) olmaya başlamış Türkiye Türkçesine çok yakın Tatarcayı tercih eder. Musa Akyiğit ve Zahir Bigi'den dahi ileri seviyede, açık, zevkli ve gramer bakımın­dan daha sağlam bir dil kullanmıştır.
Selime Yaki İffet: Eserde yenilikçi düşüncelere sahip, üniversite öğrenimi görmüş kadın ve erkek tipi, o dönemde Rusya Müslümanlarının hayatında henüz ortaya çıkmamış tiplerdir. Eserin ana fikri şudur: "Îyi eğitilmiş, iyi öğrenim görmüş bir kadın" erkeklerle eşit olmak bir yana dursun onlardan üstün de olabilir!"
Burada aslen Îranlı olan Selime’nin Mısır'da okuması Avrupa'da dolaşması, "şagirt"in Türkiye, Arabistan, Çin gibi Îslam memleketlerini gezip dolaşmak istemesi dikkatimi­zi Türk coğrafyasından Îslam âlemine çevirir. Bu da yenilikçi Tatar düşüncesinin Îslamcı yanını gösterir.
Hikâyedeki aydın genç kız tipi Selime, Ahmet Midhat'ın Felsefe-i Zenan'ındaki Fazıla Hanım'ı hatırlatır. Romandaki tarih görüşü de dikkati çekiyor, yazar Îdil-Ural bölgesindeki halkın Altın Ordu zamanında "Tatarların" (Moğolların) üstünlüğü dolayısıyla "Tatar" olarak adlandırıldığı, onların asıl atalarının Bulgar Türkleri olduğu kanaatindedir. Bu sebeple Îdil-Ural Türklerini "Tatar" olarak tanımlamaya karşı çıkar. Rıza Kadı, Îsmail Gaspıralı'nın da sa­vunduğu bu fikri tekrar eder, diğer eserlerinde de aynı tavır içindedir. Bu hikâyesinde de hep "Kazan Türkleri" tabirini kullanılır. Ticarette Avrupalıları örnek almak, eski usul ve alışkanlıkları değiştirmenin gerekli olduğu, Rusya Türkleri için Rusça öğrenmenin zaru­reti, hikâyenin dikkati çeken yanlarıdır.
Esma Yaki Emel ve Ceza Esma: Eserin temeli iyilikle-kötülük, yenilikle-eskilik arasındaki çatışmalar zemininde kurgulanmıştır. Her iyiliğin bir mükâfatı, her kötülüğün bir cezası olur görüşü, ese­rin ana fikridir. Rıza Kadı, Îsmail Gaspıralı'nın, Frengistan Mektupları ve Darürrahat Müslümanları adlı eserlerinin ruhuna uygun bir eser yazmıştır.
Sadri Maksudî: Tatarların ilk romanlarından biri de Sadri Maksudi'nin Maişet eseridir. Realist bir anlayışla, daha önceki romanlara nazaran Kazan Tatarcasına daha yakın bir dille yazılan bu eserde ön planda Müslümanlar arasındaki çok evlilik meselesi ve bunun sebep olabileceği problemler ele alınmıştır. Kazanlı Halit Efendi adlı evli bir tüccar, kendi­sinden çok küçük bir genç kız olan Rabia ile evlenmek ister; fakat, Rabia, bu adamın oğlu olan Fatih'in sevgilisidir ve iki genç evlenmeye karar vermişlerdir. Fatih, Rabia'ın nikâhlı eşi olduğunu mahalle imamına bildirerek, sevgilisinin babası Halit'le evlenmesini engel­ler. Gelişen olaylar üzerine baba evinden ayrılır; eşi Rabia ile birlikte yaşamaya başlar. Bu­nun üzerine Halit Efendi evdeki hizmetçilere, eşi Halime'ye çok kötü ve kaba davranma­ya başlar. Halime Hanım oğlu Fatih'in yanına taşınır. Halit Efendi, evde yalnız kalır. Bir süre sonra ağır hasta olur, ölümüne yakın yaptığı hata­yı anlar, hanımı ve oğlundan özür diler.
Fatih Kerimi:  Îdil-Ural bölgesinin tanınmış gazeteci, yazar ve yayımcısıdır. Avrupa'yı dolaştı. Întibalarını Avrupa Seyahatnamesi'nde anlattı. Îdil-Ural bölgesinde "Usul-i Cedid" öğre­timin yaygınlaşmasında rol oynadı. Gaspıralı'nın Tercüman gazetesinin 20. yıl jübilesine katıldı ve intibalarını Kırımga Seyahat adlı eserinde anlattı.
1912-1913 yıllarında Balkan savaşları sırasında Orenburg'ta çıkan Vakit gazetesinin Îstanbul muhabiri olarak Türkiye'de bulundu, birçok aydınla görüşmeler yaptı, savaş ha­berleri gönderdi. Sonra bu yazılarını toplayıp İstanbul Mektupları adıyla bastırdı. Bu eserinde sadece savaş haberleri vermekle yetinmemiş İstanbul'daki sosyal hayatı, aydınlar ve devlet adamları arasındaki si­yasi ve fikri münakaşaları yansıtmıştır.  Kerimi, Îslamcılık ve Türkçülük ideallerine sadık, batılılaşma­ya inanmış bir aydındı. Îsmail Gaspıralı ve Rızaeddin bin Fahrettin'in izinden gitti.
Bazı Edebi Eserleri: Salih Babaynın Öylenüvi, Bir Şagirt İle Bir Student, Cihangir Mahdumnın Avıl Mekte­binde Ukuvı, Merhum Gılman Ahund, Morza Kızı Fatıyma, Kayınana, Hıyalmı, Hakiykatme, Annan-monnan.
Ayaz İshaki: Fikir adamı, yazar, siyasetçi ve gazetecidir. Öğrencilik yıllarında, Rus, Avrupa ve Türk edebiyatlarını tanımaya başladı, siyasî hareketlere katıldı. Sonradan çıkardıkları ga­zetenin adından dolayı "Tançılar" olarak adlandırılan Fuat Toktar, Şakir Muhammedyar, Sait Remi, Hüseyin Abuzer gibi sosyalist devrimci gizli bir Tatar millî teşkilatın kurucuları arasında yer aldı. Bu teşkilat önce Tan sonra Tan Yuldızı adlı bir gazete çıkardı.  Sonra bazılarını tek başına bazılarını başkalarıyla birlikte; Tavuş,  İl, Söz, Biznin İl,  Mayak,  Milli Yol Yana Milli Yol gazette ve dergilerini çıkardı. Tatar modern edebiyatının gelişmesinde 30 civarındaki hikâye, roman ve piyesleriyle önemli bir rol oynadı. Dönemin en etkili yazarlarından ve gazetecilerinden biri oldu.
Edebî eserlerinde de gazetecilik faaliyeti gibi halkı aydınlatma düşüncesi önde gelir. Sovyet döneminden önceki Tatar modern edebiyatının, hiç şüphesiz önde gelen birkaç yazarından biridir. Roman, hikâye ve tiyatro eserlerinde gerçekçi ve halkçı bir yaklaşımla, toplumun her kesiminden değişik meslekte, farklı cins ve yaşlarda insanları, tipikleştirerek kendi konumları ve düşünce dünyalarıyla eserlerine taşır:
Bazı eserleri: Hikâye ve Romanları: Taallümde Saadet, Kelepuşçı Kız, Bay Ugulı, İki Yöz Yıldan Sonra İnkıraz, Zin­dan, Cıyıntık, Tilinçi Kız (Kelepuşçı Kız'ın yeniden iş­lenmiş genişletilmiş şekli, üç bölümlü roman), Turmış mı Bu? , Mulla Babay, Dulkın İçinde, Üyge Taba, Güz.
Tiyatro eserleri: Öç Hatın Bilen Tormış, İki Gaşık, Mögallim, Aldım Birdim, Kıyamet, Tartışuv, Züleyha, İki Ateş Arasında, Jan Bayeviç.
Züleyha, Tatar tarihinde silinmez izler bırakan ve derin bir travma oluşturan zorla Hristiyanlaştırmayı konu alır.
Üyge Taba(Eve Doğru): Îdil-Ural Tatarlarından Miralay Demir Ali, Çar ordusunda Müslüman askerlerin bulunduğu birliğin kumandanıdır. 1904 Rus-Japon Savaşı'nda üstün başarı göstermiş fakat, gereği gibi terfi ettirilmemiş, başarısız ve hatta cezalandırılması gereken Rus subayları ise haksız yere terfi ettirilmişlerdir. Kendisine bir­liğiyle Doğu Anadolu cephesinde Anadolu Türkleriyle Azerbaycan Türklerini birbirinden ayırmak, bölgedeki Türkleri topraklarından sürmek görevi verilmiştir.Demir Ali, Türkiye tarafına geçerken yaralanır, savaş planlarını Türk subayla­rına ulaştırıp şehit olur.
XX. yüzyıl başlarında Fatih Emirhan, Alimcan İbrahimov, Şeref Kemal gibi şahsiyetler de roman ve hikâyeleriyle Tatar edebiyatının gelişmesinde önem­li rol oynamışlardır. İdil-Ural bölgesinde başlangıçta tek bir edebî hareket olarak Tatarlar ve Başkurtlar ara­sında gelişen modern edebiyat, 1920'li yıllardan sonra siyasî gelişmelerin akışına bağlı olarak Tatar ve Başkurt edebiyatları şeklinde iki kola bölündü.
Modern Tatar Tiyatrosu: İdil-Ural bölgesinde Türklerle Rusların birlikte yaşadıkları Kazan gibi birçok şehirlerin­de Ruslar arasındaki faaliyetler sebebiyle birçok Tatar veya Başkurt aydınının epeyce er­ken dönemlerde tiyatroyla temas ettiğini söyleyebiliriz. Cedit hareketiyle başlayan mo­dernleşme süreci içinde tiyatro eserleri de aşağı yukarı modern hikaye ve romanla aynı dönemde ortaya çıkar. Bilinen ilk tiyatro eseri Abdurrahman İlyasî'nin Biçare Kız  adlı eseridir.
Abdurrahman İlyasi: Yaş Kız ve Hatınnarga Hediye adlı eseri basıldı. Bu eserinde terbiye meselele­ri üzerinde durmuştur.  Abdurrahman Îlyasi, aynı zamanda Tatarların ilk aktör ve rejisörüdür. Biçare Kız’da evlilik meselesi işlenmiştir. Bu romantik eserde dönemin hayatında ortaya çıkan eski ve yeni zihniyet taraftarlarını görüyoruz. Biktimir, ataerkil, otoriter bir aile reisini, ona karşı koyamayan karısı Feriha ve kızı Mahitab, geleneklerin baskısı altındaki kadın tipini temsil eder. Canbay ise yeni kuşa­ğın, hürriyetten, serbest evlilikten yana olan romantik, iyi niyetli bir temsilcisidir. Kome­dide, Tatar toplumunda değişmeye başlayan değer yargılarının, evlilik ve aileyi etkilediği­ni anlatılmaktadır. Bu modernleşmenin kaçınılmaz bir sonucudur. Nitekim ilk hikâye ve romanlarda da aynı konunun işlenmesi bu görüşü destekler.
Bu piyesten bir yıl kadar sonra Fatih Halidi'nin "Redd-i Biçare Kız" ve M. Kazanlı'nın İhtiyarlı Kız İhtiyarsız Ulmış eserleri basılır. Türkçeden tercüme edilen Haset Baba ve Rusçadan Komediya Çis-tayda  gibi eserler yayımlanır.
Fatih Halidi'nin Redd-i Biçare Kız adlı eserindeki kahramanlar, Biçare Kız'ın konu­su, kahramanları ve amacı hakkında konuşur, bu eseri haksız yere tenkit eden, onu yan­lış yorumlayan geri düşünceli kimselere cevap verir, Îlyasî'nin eserini tahlil ederler. Fatih Halidi'nin dramı bu bakımdan da ilgi çekicidir.
O dönmede tiyatroya ilgi duyan gençlerden Galiesgar Kâmal, Behitsiz Yigit dramını yazar. Namık Kemal'in Zavallı Çocuk'unu Kızganıç Bala adıyla çevirir, Öç Bedbehet dramını yazar.
Bu yıllarda Kazan'da Rus okullarından mezun gençler ve Muhammediye Medresesi öğrencileri bazı tiyatro eserlerini sahneye koymaya başlar. Kısa zamanda profesyonel tiyatro toplulukları oluşur, birçok yerden önce Tatar kadınları sahneye çıkar, erkeklerin kadın rolünde sahneye çıkmasına lüzum kalmaz.
Modern Tatar Şiiri: Gabdrehim Utız Îmeni, Hibetulla Salıhov, Şemseddin Zeki ve başka şairler, sosyal hayatın bozuk yanlarını eleştirerek, cehalete karşı çıkarak, cahil din adamlarını, açgözlü tacirleri hicvederek halkı bilim ve sanat öğrenmeye davet eden şiirleriyle tanındılar. Tatarlara, kız, erkek ayrımı yapmadan çocuklarının okut­malarını ve Rusça öğrenmelerini tavsiye ettiler. Bu yeniliğe yol açan şairlerin hazırladığı zemin 1905'ten sonra birden bire artan gazete ve dergilerin sayfalarında birçok genç şair tarafından daha da geliştirildi; dönemin fikir ve sanat anlayışına, topluma hakim "ceditçi" düşüncelere, sosyalist ideolo­jiye genç şairler taraftar ve sözcü olmaya başladılar.
1905'ten sonra başarılı eserleriyle diğer şairlerden ayrılanlar arasında Derdmend mah­lasını kullanan Muhammed Zakir Remiyev, Mecit Gafurî, Necip Dumavî, Mir Aziz [Gaziz] Ukmasi, Sait [Segit] Sünçeley, Abdulla Tukay sayılabilir.
Abdullah Tukay: Sadece modern Tatar şiirinin ilk büyük şairi değil, ge­nel olarak Tatar şiirinin en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir.  Îlk şiirlerinde bir yan­dan Osmanlı Türkçesi ve Aruz vezninin, manzum dinî eserlerin, diğer yandan Tatar halk şiir ve şarkılarının, ayrıca Rus edebiyatının etkisi görülür. Medresede okurken bir yandan da Rusça öğrenmiş; Rus şairlerinden çeviriler yapmıştır. Mizahî şiire olan eği­limi de ilk şiirlerinden itibaren ortaya çıkar.
1905’ten sonra Kâmil Mutii Cayık'ta Fikir gazetesini, El-Asrü'l-Cedid dergisini ve Uklar adlı mizah dergisini çıkartır. Mizahi şi­irlerini olgunlaştırır; hicivlerindeki tenkit, artık daha keskin,  muh­teva bakımından da daha etkilidir.
Tukay, Rusya Müslümanları arasında Îslamcılık ve Türkçülük ideallerinden Tatar milliyetçiliğine geçişte de önemli rol oynadı. Sosyal demokrat görüşleri benimsediği gibi Tatar milliyetçiliğinin de ilk büyük şairi oldu. Günümüzde Tukay'dan en az beş on şiir ezber bilmeyen eğitimli bir Tatar bulmak imkânsızdır. Onun Tugan Til, Par At, Bir Ta­tar Şagıyrinin Süzleri, Tugan Cirime, Kitmiybiz, Şüreli gibi şiirleri millet sevgisinin en gü­zel örnekleridir.
Milletlerin veya toplulukların yükseliş ve düşüş, buhran ve değişim-dönüşüm dönem­lerini, bu süreçlerin ana hatlarını, büyük edebî şahsiyetlerin eserlerini inceleyerek de öğre­nebiliriz. Bu gibi şahsiyetler arasında Tataristan'da Tukay'ı, Azerbaycan'da Sabir'i, Kazakistan'da Abay'ı ve Türkiye'de de Mehmet Akif'i örnek olarak gösterebiliriz.
İdil-Ural Bölgesinde Süreli Yayınlar 1905-1918: 1860'lı yıllardan itibaren Îdil-Ural bölgesinde Tatarlar ve Başkurtlar arasında birçok ay­dın, gazete çıkartmak için Rus yönetimine müracaat etmiş, fakat kendilerine bu izin veril­memiştir. Buna rağmen Abdurreşid İbrahim (Reşid Kadı) Rus yönetiminden izin almadan Mirat [Ayna] adlı dergiyi çıkarır.
Abdurreşid Kadı, Mirat'taki yazılarında, cahil Müslümanları olduğu kadar Rus okul­larından yetişen Müslüman gençlerini de eleştirir. Bu gençlerin; edindikleri bilgileri yerinde kullanmadıklarını; kendilerini büyük görüp, çoğu zaman Tatar olduklarını bile belli etmekten kaçındıklarını, söyler. Reşid Kadı'nın bu görüşleri, Kursevî ve Mercanî'nin başlattığı, Gaspıralı'nın devam ettirdiği Müslüman toplumun kusurları ve eksiklikleri üzerine yoğunlaşan fakat, onlardan daha açık ve toplumu sarsıcı tenkitleri ih­tiva eder.
1905-1918 yılları arasında İdil-Ural bölgesinde yayımlanan bel­li başlı gazete ve dergiler şunlardır:
Ülfet; Yayımlayan: Abdurreşid İbrahim. Musa Carullah da yazarları arasında. Daha çok dinî meselelere ağırlık verdi. Türkiye'ye yakındı. İs­lamcılık düşüncelerini savunuyordu.
Nur; Yayımlayan: Ataullah Beyazıdof. Rus yönetimi­ni desteklediği ve daha çok dinî problemlere yer verdiği için ulusal bir gazete kabul edil­memektedir.
Kazan Muhbiri; Muharrir ve nâşir: Seyitgeray Aklin. İlk yıllarda Yusuf Akçura yönetti. İttifak-ı Müslimin"in yayın organı.ve en etkili gazetelerden biri idi.
Fikir; Yayımlayan: Kamil Mutiî.
El-Asrü'l-Cedid; Yayımlayan: Kâmil Mutii. Sosyal ve edebî problemleri dile getirdi. Abdulla Tukay'da bu dergide çalıştı ve eserleri burada yayımlandı.
Uklar; Yayımlayan: Kamil Mutiî.
Yuldız; Yayımlayan: Hadi Maksudî. En uzun ömürlü gazetelerdendir.
Tilmiz; Yayımlayan: R. Rahim.
Tan; Yayımlayan: Ayaz İshaki. Onun yayımladığı süreli yayınlar birçok kere kapatılır, başka adla açılır. Bazen de başka aydınlarla birlikte çıkartır: Tavuş gazetesini çıkardı. Ayaz İshaki, Musa Carullahla İl'i; kapatılınca Söz'ü çıkardı. Biznin İl Muhar­rir: Ayaz İshaki ve Şakir Muhammedyarov.
An;  Yayımlayan: Ahmedgeray Hasanî.
Ural; Yayımlayan: Hatice Yamaşeva, Tatar sosyalistlerinin gazetesi idi.
Vakit; Sahipleri Şakir ve Zakir Remiyev kardeşler, baş yazarı Fatih Kerimi. Tatarların en ciddî, etkili ve önemli gazetelerindendir. Dili Türkiye Türkçesi'ne yakın. Gaspıralı'nın dil anlayışını temsil etmiştir.
Şura; Yayımlayanlar Muhammed Şakir, Muhammed Zakir Remiyev kardeşler. Baş ya­zarı: Rızaeddin bin Fahreddin, yazarları arasında Fatih Kerimi de vardı. Fikrî seviyesi yük­sek, dili anlaşılırdı. Bu sebeple okuyucusu da çok olmuş, ünü İslam âlemine yayılmıştı.
1899'da Ceditçi din adamlarından ve Tatarca ilk ders kitaplarını yazan aydınlardan biri olan Gılman Kerimî (Gılman Ahund), oğlu Fatih Kerimi'yle 1901'de Orenburg'ta "Matbaa-i Kerimiye"yi açar ve aynı adla bir kitapevi kurarak yayın işlerine başlar. 1902'de babalarının ölümün sonra 1906 yılının ortalarında "Kerimof, Hüseynof ve Şürekası" adlı bir şirket kuran Kerimof kardeşlerin matbaa ve kitapçılık faaliyeti, sadece Îdil-Ural bölgesi Türklerinin değil, bütün Rus­ya Müslümanlarının fikir ve edebiyat hayatında önemli bir merhaleyi temsil eder. 1905 Rus Meşrutiyeti'nden sonra başta Vakit, Ural, ga­zeteleri ve Şura dergisi olmak üzere birçok süreli yayın da bu matbaada basılır.
            

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder